“KÜLTÜREL AÇIDAN AVRUPA BİRLİĞİNE YAKLAŞIM” SEMPOZYUMU

22-24 Kasım 2001, The Marmara Oteli, Istanbul, 

7. Oturum: “İletişim, Internet, Sinema ve Kitap”, 23 Kasım 2001

 

“WEB’DE KÜLTÜR SANAT ve AB STANDARTLARI”

 

Avniye Tansuğ

tansug@tansug.com - http://www.tansug.com

 

ÇEKÜL VAKFI

Avniye.tansug@cekulvakfi.org.tr

GİRİŞ

 

“Web, ışıkları yanmayan ve bütün kitapların

yerde yığılı olduğu bir kütüphaneye benziyor”...

 

Gerry McGovern, C.E.O, NUA[1] 

 

Gutenberg matbaasından yirmi otuz yıl sonra Avrupa'da 50 milyon kitapla Aydınlanma çağına girilmesinin, faşizmi ve o dünya savaşlarını engellemeye yetmemiş olması gibi, şimdi de Internet'le doğan farklı “iletişim kültürü” ve “ekonomi”, insanlığın toplumsal yaşam kalitesini kendiliğinden yükseltmiyor.[2] Tersine, hızlı ve sınırlar ve uluslar-ötesi iletişim, farklılıkları daha görünür kılıyor. ABD, vaktiyle “Bilgi Otoyolu” ağlarını kurarken gelişime uzak duran Avrupa, şimdi, “e-Europe” projesi ile hem ekonomik, hem de kültürel açıdan atağa geçip, bir taraftan da kamusal bir alan olma niteliği taşıyan Internet’e “Avrupa içeriği” yerleştirmeye çalışıyor. Dünyanın kuzeyi ile güneyi arasındaki eşitsizlik, şimdi “Dijital bölünme” bağlamında ABD ile Avrupa arasında, hatta Avrupa Birliği üyesi ülkelerin kendi içlerinde yaşanıyor. [3] Bu olguda yalnız ekonomik ve altyapısal değil, kültürel tutumlar da farklılık yaratıyor. Bu tablo içinde “e-Europe” projesinin, Avrupa Birliği’ne aday  ülkeleri sonradan kapsama alacak biçimde esnetildiği “e-Europe+”[4] kervanına Türkiye de katılmış durumda[5]. Bu bildiride “kültür”, geniş tanımıyla “toplumun kendisi için yarattığı yaşam biçimi” bağlamında ele alınarak, AB ve Türkiye ilişkilerine  “Kültür” ve “Internet” açısından yaklaşılacak...

 

1. Kültürel Farklılık Bir Sorun mu?

 

Türkiye’nin yıllardır AB’ne “entegre” olamamasının temel nedenleri arasında olduğu varsayılan “kültürel farklılık”ın, aslında o kadar da önemli olmadığını ileri sürenler var. Bunlardan biri Almanya, Kiel’deki, Christian-Albrechts Üniversitesi profesörlerinden Dr. Günter Endruweit. Dr. Endruweit, “Türkiye ve Avrupa Birliği: Bir Kültürel Farklılık Sorunu?” başlıklı makalesinde [6] “çağdaş kültür” kavramının, yalnızca güzel sanatlar, müzik, edebiyat v.d. alanlardaki “uzlaşmayı” içermeyip, “...toplumun araçları ve ürünlerinde biçimlenen ve varlığı değer ölçüleri ve kavramları ile algılanabilen simgeler yoluyla, kuşaktan kuşağa aktarılan... davranış biçimleri toplamı” olduğunu da vurguluyor. Dolayısıyla, “kendisi bir toplum olmayıp, farklı toplumların temsil edildiği bir organizasyon” olan AB’ne özgü bir kültürden sözedilemeyeceğini belirtiyor. Endruweit’a göre asıl önemli olan, yalnız farklı kültürlerin değil, farklı örgütlerin birleşmesinden oluşan bu organizasyonun, uygulamada etkin çalışabilmesi. Kültürel ortak paydaların çokluğu ise bu amacın gerçekleşmesi için kolaylaştırıcı bir etken. Bu anlamda AB üyeleri içinde Türkiye’ye kültürel açıdan en yakın üyenin “Avrupalı Yunanistan”  olduğunun altını çizen yazar, din farkının bile fazla önemli olmadığını, “müslüman imamla, rum-ortodoks papazın halkların günlük yaşamındaki rolleri”nin birbirine çok benzediğini, “masalarının arkasında asılı devlet büyüklerinin resmi değiştirilse”, bir Türk devlet memuru ile bir Yunan memurunun, kendisini “evinde” hissedecek kadar yaşam kültürlerinin örtüştüğünü ileri sürüyor (Son terör olayları ile bağlantılı bir meraktan kaynaklanmış olabilirse de, Yunanca’ya çevrilmiş Kuran’ın son bir ayda Yunanistan’da en çok satan kitaplar arasında olması bu tezi doğrulayan ilginç bir gösterge. [7] A.T.).  Aynı makalede, Türkiye kültürü 1950 öncesi ve sonrası olarak iki döneme ayrılıp, 1950 öncesinde yaşanan Cumhuriyet kültür devrimlerine benzer bir “değişimin, hiçbir Avrupa ülkesinde bu kadar kısa süre içinde gerçekleşmediğine” dikkat çekilerek, 1950 sonrasında ortaya çıkan, ordu baskısından sakınan, ama değişime de direnen islamcı kültürün, belki biraz da “ondan önceki değişim döneminin yoğunluğuna bir tepki” olabileceği ileri sürülüyor.  Endruweit, İsviçre, İtalyan, Alman ve Fransız sistemlerinden uyarlanan Türk hukuk sistemine değinerek, AB’nin zaman zaman Türkiye’nin değiştirmesini istediği yaklaşımların kökeninde “Avrupa hukuku” bulunduğuna dikkat çekiyor. Türkiye’nin bölücü hareketlere karşı hassasiyetle savunduğu, buna karşılık kendi ülkesi geçmişte durmadan bölündüğü için Almanya’ya neredeyse “nevrotik” bir tutum gibi gelen “devletin birliği ve bölünmezliği” ilkesinin bir Türk icadı olmadığını, demokrasi geleneğinde inkar edilemez bir yeri olan aynı ilkenin, Fransız Anayasası’ndaki “Cumhuriyet’in bölünmezliği” ilkesinin bir yansıması olduğunu hatırlatıyor. “Birliğin son kararı ne olursa olsun”, diyen Endruweit, Türkiye’nin “organize Avrupa”ya katılması için ‘eşref saat’ beklemenin”  tavsiye şayan bir tutum olmadığını belirtiyor.

 

Kültürel farklılıkların[8] “sorun” olduğunu, karşılıklı bilgilenme ve tanıma ile aşılabileceğini ileri sürenler de var...

 

Financial Times ve BBC muhabiri olarak Türkiye’de uzun süre kalıp, çeşitli araştırmalar yapan David Barchard, “Güçlü Bir Ortaklığa Doğru: Türkiye ve Avrupa Birliği” başlıklı araştırmasında[9] kültürel farklılıkların altını şöyle çiziyor:

 

“...Bir değişim olduğunun işaretlerinden biri, Türkiye’nin AB’ne yapabileceği  katkıların, Avrupa ülkeleri tarafından giderek daha çok farkına varılmasıdır. Türkiye’nin Kuzey Amerika’dan algılanışı, hızla büyüyen ekonomisiyle bölgesel istikrarı sağlayacak en önemli ülke olması üzerinde yoğunlaşırken, Avrupa, Türkiye’de insan hakları ve kültürel farklılıklar sorunu ile ekonomik geri kalmışlığı vurgulamaya devam ediyordu. Türkiye’nin Batı gazetelerinde yayınlanan karikatürleri, kentleşmiş ve yeni sanayileşmiş bir toplumdan çok, büyük ölçüde yok olmuş ‘oryantal’ bir geçmişe işaret ediyor: fes giyen erkekler, türban ve şalvar, (Türkiye’nin çoğu yerinde bulunmayan) palmiye ağaçları ve develer...

...Avrupa’nın tedirginliğinin temelinde yatan daha özel bir sebep ise, Türkiye’nin Avrupa deneyimi ve Avrupa’nın kurumsal ve kültürel modelleriyle ilişki kurmamasıdır. Türk toplumu ve yöneticileri geçmiş yıllarda, yol göstermesi ve emsal olması amacıyla Avrupa’dan çok Amerikan modellerine baktıkları izlenimini verdiler... Bu da Avrupa’nın gözünden kaçmadı...

...AB’ye 1980’lerin başında katılan üç Akdeniz ülkesi (Yunanistan, İspanya ve Portekiz) tarih ve kültür açısından Türkiye’dekine benzerlik gösteren ve kendi ülkelerinde genellikle hantal ve verimsiz olarak değerlendirilen yönetim biçimleriyle Birliğe katıldılar. Geçtiğimiz yirmi yılda, AB üyeliğinin en dikkat çekici etkilerinden biri de, yöneticilerin ve yönetim süreçlerinin kalitesindeki artış oldu.

...Ülke içinde yönetimin kalitesi konusunda ne kadar çok şikayet olursa olsun, AB bürokratları Türkiye’yi güçlü ve etkin bir idarî sisteme sahip, dolayısıyla da AB üyeliğinin uyarıcı etkisinden yararlanmaya hazır bir ülke olarak görüyorlar... Bu, reform ve yeniden yapılanma gerekmediği anlamına gelmiyor. Yolsuzluk, aşırı bürokrasi ve politika geliştirme konusunda görece ‘kapalı’ olmak, ilgilenilmesi gerektiği açıkça ortada olan konular. Yargı sistemi bu konuya iyi bir örnektir. Bizzat yargı mensupları basında bu sistemin kusurlarını tartışıyor. Yargı sisteminin bazı sorunlarına Türkiye dışında da ilgi gösteriliyor. Avrupa’yla bütünleşme süreci ilerledikçe bunlar önemli sorunlu noktalar haline gelebilir...

...Macaristan, Polonya ve Çek Cumhuriyeti gibi adayların farkına vardıkları gibi, pazarların güvenliği, bir bakıma sınırların güvenliği anlamına geliyor. Ortak prosedürler ve kurallar geçerli olmak zorunda. Bunları uygulamaya sokmak, karmaşık ve uzun vadede üstesinden gelinebilecek bir iştir. Hem Türkiye hem de AB, işe etkilenecek alanların ve değişimin gerekli olduğu kategorilerin bir envanterini çıkararak başlamak zorundalar.”

 

Türkiye ve Avrupa Birliğini “bugüne kadar farklı yönlere bakarak dansettikleri için birbirinin ayağına basan çiftlere” benzeten Avrupa Parlamentosu üyesi İngiliz liberal demokrat Andrew Duff ise Daniel Cohn-Bendit ile birlikte Türkiye’de yaptıkları gözlemlerden sonra, web sitesinden yayınladığı “Tango Öğrenmek”[10] başlıklı yazısında, “geçmişe oranla farklı bir politik kültür”le karşılaştıklarını, “müslüman ama laik Türkiye’nin birliğe katılmasının tüm üye ülkeleri zenginleştireceğini” belirtiyor.

 

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kurucusu Jean Monnet’nin “Avrupa Birliği kültür arayan bir politik yapıdır, şayet yeniden başlayacak olsaydım, kültürle başlardım” dediği[11] gibi, kültürel farklılıkların sorun olmaktan çıkması, onların bilinmesiyle orantılı.  Burada herhalde sivil toplum örgütlerine çok iş düşüyor. 17 Ekim 2001’de Brüksel`de kurulan, şirketler, dernekler, sivil toplum örgütleri gibi tüzel kişilerin üyeliğine de açık ve Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerde, AB ve Türk vatandaşları arasında bir köprü oluşturmayı hedefleyen “Avrupa-Türkiye Vakfı”, bir “Türk- Yunan İlişkileri Ortak Programı”: ELIAMEP” [12] gibi kuruluşların çoğalması gerekiyor.

 

2. “e-Avrupa”, “e-Avrupa+” ve “e-Türkiye”

 

Avrupa Komisyonu tarafından  2000 yılında Lizbon’da “e-Learning” zirvesinden dünyaya ilan edilen “e-Europe” [13] internet alanında gerekli altyapıyı kurmayı hedefliyor. Girişim bu hedefe yönelik üç temel amaç belirlemiş:

·         Daha ucuz, daha hızlı, güvenli Internet [14]

·         İnsan kaynağına yatırım[15]

·         İnternet kullanımını özendirmek. [16]

Bu amaçla 2002 tarihine kadar sürecek bir eylem planı yapılmış. Daha sonra aynı girişim, bu kez “e-Avrupa+” başlığı altında, Avrupa Komisyonu tarafından, aday ülkeleri kapsayacak biçimde genişletilince, Türkiye de kendi isteğiyle bu plâna katılmış. Türkiye’nin Ulusal Program’ında “E-Türkiye” projesinin koordinatörü olarak gösterildiği için, “eAvrupa+” çalışmalarında da TÜBİTAK Türkiye’yi temsil ediyor ve sekreterya hizmetlerini yürütüyor.[17]  Bu kapsamda, Dışişleri Bakanlığı ve AB Genel Sekreterliği[18] koordinasyonu altında konuyla ilgili tüm kurumların[19] katılımıyla ortak görüş oluşturma çalışmaları sürdürülüyor [20], [21], [22].

e-Avrupa girişimi konusunda farklı değerlendirmeler var. Proje için “hırslı”, “ABD ve Japonya’nın gerisinde kalmamak gibi bir endişenin dışavurumu”, “aşırı iyimser” (=“euphoric)” gibi yakıştırmalar yapılıyor. Bazı görüşlere göre “e-Avrupa” projesinin özü, Amerikan kültürünün  yayılmacılığına karşı Avrupa kültürünü korumak ve yaygınlaştırmak [23] . Bazıları da yeni sistemin ayakta kalabilmesi için e-Avrupa projesinin Amerika tarafından “provoke” edildiğini ileri sürüyor. [24] “Dijital bölünme” kavramının da ilk kez oradan çıktığı ve ortadan kaldırılması için ilk desteğin Clinton’dan[25] geldiği düşünülürse, bu görüş mantıksız değil. Nitekim dijital uçurumların ortadan kaldırılması için kurulan en önemli girişimlerden biri “Dijital Bölünme Ağı” (“Digital Divide Network”) projesinin sponsorlarının başında  “Bill&Melinda Gates Vakfı” geliyor.[26]  Bu arada Avrupa Birliği’nin -genel ve- e-kültür politikasını Avrupa içinde eleştirenler de var. Örneğin İsveç “Avrupalılaştırma” eğilimine karşı çıkıyor.[27]

 

3. Bir kültür devrimi ve yeni “okur-yazarlık” kavramları...

 

Avrupa Birliği, farkı kapatmak için bütün bu girişimler, çarpıcı adları olan diğer projeler[28] ve eylem planları aracılığı ile ölçülebilir hedefler koyarak, aslında hızla bir kültür devrimi yapıyor. “e-Avrupa” girişimi birbirlerine bağlı bilgisayardan oluşan bir ağda oynanan bir oyuna benzetilirse, sahaya donanımlı olarak çıkıp, galip gelebilmek için önce oyunun kurallarını öğrenmek gerek ve altyapısını kurmak gerek. Bu yüzden en ileri teknoloji ile kurulan telekomünikasyon ağları ve bilgisayarlar lazım. Sonra oyunun kurallarını bilmek lazım. İlk kural “bilgisayar okuryazarlığı” (“Computer Literacy”). Elin kalem tutması ya da daktilo kullanabilmek yeterli değil. Artık bilgisayar başına geçilip, kelime işlem programlarından başlayarak, tablolama, hesap kitap yapma, görsel sunumlar hazırlama, veri tabanı oluşturma, web sayfaları dizayn etme ve kişisel bilgisayarlardan yayıncılık yapmaya kadar, ilgi alanı ve beceriler ölçüsünde  bilgisayar günlük yaşama sokulacak.  Sonra “bilgi okur-yazarlığı” (“Information Literacy”) geliyor. Bu bir ele bilgisayarın faresini alıp, Internet’te bir siteden ötekine gezinmek , alışveriş, banka işlemleri, “chat” yapmak veya web sitesi oluşturmak anlamında değil, doğrudan “içerik”le ilgili bir kavram. “E-Learning”[29] projesinin temelinde yatan kavram bu.  Bilgi-okur yazarlığı, bir taraftan ışıkları yanmayan ve bütün kitapların üstüste yığılı olduğu o dev kütüphanede[30] ; internet’te, doğru kaynağa kısa sürede ve en ekonomik biçimde ulaşmak, bir taraftan da bilgi üretmek ve bilgiyi işlemekte onu etkin biçimde kullanmak anlamına geliyor. AB’ne üye olduktan sonra ulusal gelir düzeyini hızla yükselten ve bunu da en çok bilişim alanından sağlayan İrlanda’da yerleşik, Internet araştırmaları ve yayıncılığı şirketi NUA’nın başkanı Gerry McGovern, Internet’te 2,5 milyar belge bulunduğunu, bu yığına hergün ortalama 7 milyon daha belge eklendiğini bildiriyor.  [31]

Bilgi okur-yazarı olan “web vatandaşları”nın (“netizen”!) en azından birkaçına sahip olması gereken ortak hünerler şunlar:

Ÿ         Bilgiyi (içeriği) etkin bir biçimde ve beceriyle bulabilme yeteneği,

Ÿ         İçeriğe, eleştirel gözle yaklaşıp, onu ustaca geliştirebilme yeteneği,

Ÿ         İçeriği, doğrulukla ve yaratıcı bir tarzda kullanabilme yeteneği,

Ÿ         Nitelikli içerik yaratma ve yaratım sırasında başkalarıyla işbirliği yapabilme yeteneği. [32], [33]

 

Bilgi kimin için?

 

Görüldüğü gibi “içerik” ön planda olduğu için, bilgi okur-yazarlığının bir “yazar” bir de “okur” tarafı var ve sonuncusu yaşamsal önem taşıyor.  Onun gereksinimi neyse ona uygun davranmak, yani doğru içerik sunmak gerekiyor. İçerik hangi amaçla yaratılıyorsa, onun hedef kitlesi olan “Okur”un dili, eğitim ve gelir düzeyi, referans çerçevesi, kültürünü gözönünde bulundurmak gerekiyor. Bu noktada Internet’in resmi dili haline gelmiş olan “İngilizce”nin, İngiltere ile bu dilin ilk okuldan başlayarak ikinci dil olarak çok etkin öğretildiği kuzey Avrupa ülkeleri hariç, pek çok Avrupa ülkesinde ve bu arada Türkiye’de bilgi okur-yazarlığı konusunda önemli engellerden birini oluşturduğu söylenebilir. Bu engelin aşılması için, dil mühendisliği alanında yapılan çalışmaların meyvaları toplanana kadar, İngilizce öğrenmek-öğretmek ve/veya  anadilde içerik oluşturmakten başka yol yok...

 “e-Avrupa” girişimi Avrupalı’lar için hem kolay, hem zor. Altyapı için önemli yatırımlar yapılırken, bir taraftan da köklü alışkanlıkların terkedilmesini gerektirecek üstyapı değişikliklerini gerektiriyor. O yüzden bu bir “kültür devrimi” ! Burada Internet’i “snobe” eden aydınlara önemli bir görev düştüğü görülüyor; “misyonlarını artık Internet üzerinden gerçekleştirmek”...

 

Bilişim okur-yazarı ellibin genç ve “Okuyan Us”

 

AB aday üyeleri ile aynı tekneye binmiş olmak,  Türkiye’nin de bilgi toplumu olmasını sağlamaya yeterli mi? Değil tabii. Bunun için köklü yapısal değişiklikler ve tüm kaynakların seferber edilmesi gerekiyor. Ancak, Türkiye’nin yarısını oluşturan, genç ve dinamik nüfusun bilgisayar okur-yazarları, bu konuda büyük bir potansiyel oluşturuyor. Washington’da çeşitli üniversitelerde web iletişimi konusunda dersler veren ve onların içinden 50.000 kadarı ile “www.ocal.net “forumu üzerinden bire bir haberleşmekte olan Dr. Hakkı Öcal, Türkiye’de dünyanın önde gelen yazılımcıları ile boy ölçüşecek yaratıcılıkta gençler olduğunu belirtmektedir. Bütün mesele, bu gençlerin “nitelikli içerik” konusunda da donanımlı olmalarını sağlamak ve dünya ile iletişim kurabilmeleri için dil öğrenmelerini kolaylaştırcı önlemler alabilmektir. Böylece işsizlik de önemli ölçüde engellenecektir. Türk gençlerinin teknoloji ve nitelikli içeriği, nasıl birleştirebildiklerinin güzel örneklerinden biri; bir web yayınına takılan şu ad;  “Okuyan Us” (http://www.okuyanus.com.tr/ [34]) aslında bu ihtiyacı çok anlatıyor.  Burada son bir yıldan beri Istanbul’da yaratıcı gençlere kucak açan “Crea-World”den de sözetmek gerek. Proje geliştirmek isteyen herkes, “Crea-World”ün en ileri teknoloji ile donatılmış 2500 metrekarelik bir Ar-Ge alanından fiziksel olarak yararlanabildiği gibi,  http://www.crea-world.com/ adresindeki web sitesi yoluyla sanal ortamda da çalışmalarını hayata geçirmek imkanına sahip. İsveç’li Ericsson’un faturasını ödediği ve öncelikle mobil internet çözümlerine odaklanmış bu platform, aslında e-Türkiye dönüşümü için çok önemli bir hizmet veriyor çünkü sivil toplum kuruluşlarına da açık. Örneğin, “Internet ve Hukuk Platformu” çalışmalarını burada yürütüyor[35].

 

4. Internet’in bir kamusal alan olma özelliği

 

Peki, bilgi okur-yazarı olmak ne işe yarayacak? Başlangıçta geleneksel yayın teknolojisi ile aşılamayan bir pratik zorluğu yenmek için [36]  keşfedilen Web, önce askeri amaçlarla kullanılıp, sonra bir ticari bir araç olarak ulusötesi finans-kapitale terkedilmiş ve onun elinde yönlenegeliyor. Ancak, anti-tezini içinde barındıran her olgu gibi, Internet, geniş halk kitlelerinin de işine yarıyor.  Bireyin kendini ifade edebilme, örgütlenme, haber alma, bilgilenme, çevre hakkını kullanma, kamusal bilgilere erişim, yayın yapma... özgürlüğü, bütün bu özgürlüklerin yasal düzenlemelerle düzenlenmesinde kararlara katılma özgürlüğü... artık coğrafi sınırları aşarak,  web üzerinde gerçekleşiyor. (Örneğin, Türkiye’de son RTÜK yasa tasarısının Intrenet’le ilgili maddelerine gösterilen olumsuz tepkinin ardından oluşan “Internet ve Hukuk” sivil platformu[37], bu konuda mukayeseli hukuk yöntemi ile, meclise gönderilmek üzere  bir politika belgesi hazırlamakta.)  Bunun için, bilgisayar okur-yazarlığı, sayısal okur-yazarlık, bilgi okur-yazarlığı aşamalarından geçip, Internet’e girmek ve onu etkileşimli olarak kullanmayı bilmek yetiyor. İşte böylece, demokratik hak ve özgürlüklerin kullanımında söz sahibi olmaktan başlayıp, dünyanın geleceğine yön vermeye kadar uzanan sanal topluluklar/sivil toplum kuruluşları[38], Internet’e önemli bir “agora” niteliği kazandırıyor. [39]  Öte yandan Avrupa’nın da gündemdeki, “demokrasinin tam olarak hayata geçirilmesi için gerekli olan, yurttaşların hükümet enformasyonuna anında ve yaygın erişiminin mümkün kılınması” diye özetlenebilecek “e-Hükümet” projesi de, Internet’e kamusal alan özelliği kazandıran gelişmelerden biri.[40]

Belki “e-Avrupa” girişiminde, “demokrasinin beşiği” olma özelliğini -sanal dünyada da olsa- başkalarına kaptırmama endişesi de var.  Ancak 11 Eylül olaylarının talihsiz sonuçları arasında, başta ABD’dekiler olmak üzere, bütün dünyada Internet’e getirilmeye çalışılan sınırlamalar yüzünden, hasbelkader gelinen bu küresel demokratik ortamın yara alması ihtimaline karşı hassas olmak gerekiyor.

 

5. “Web’de Kültür Sanat” [41]

 

Küreselleşmenin bir taraftan e-ticareti yaygınlaştırıp, bir taraftan da insanları “kültürsüzleştime”ye ittiği olgusu düşünülürse, Internet’te bilim, kültür ve sanat ile ilgili nitelikli içeriğin yeri ve önemi daha artıyor. Gerek yerel ve evrensel kültür mirasının korunması, gerekse “insanı insan”, dünyayı da “daha yaşanası bir yer” yapan yücelme, güzelduyu, paylaşma, gibi kavramların yaşama geçebilmesi ve “kültürsüzlüğün küreselleşmesi” yerine, “kültürün ve sanatın evrenselleşmesi” için bu tür içeriğin hızla yeni ortama taşınması zorunlu. E-Avrupa girişimine burada tarihi bir sorumluluk düşüyor. Çünkü şu ana kadar Internet’e kültür ve sanat adına taşınanlar, genellikle Amerika coğrafyasında yapılmış olanlar ve ne kadar iyiniyetle yapılmış olursa olsun, çoğu Amerikan kültürünün  ve kozmopolitizminin izlerini taşıyor (Bir örnek: “Leonardo da Vinci’nin atı” [42] . Oysa Avrupalı, Amerikan ürününü dahi web’de yorumlarken,  ona bambaşka incelikler katıyor. Örnek: “Görünmez Adam’ın Heyecan Verici sitesi”[43]).  Rönesans’ın coğrafyası Avrupa, bunca yılın süzülmüş sanatını şimdi kendi eliyle yeni düzleme taşımak zorunda.  Aynı biçimde Türkiye de, başta kendi coğrafyasındaki dokuzbin yıllık Anadolu uygarlıkları olmak üzere Osmanlı Arşivlerini, tüm kültür ve sanatını! Hem de acilen. Neden mi? Cevaplardan biri UNESO’nun uluslararası koruma altına altığı dünya kültür mirası listesinde  Türkiye’den yalnızca 7 kalemin yeralması[44]  olabilir...  Diğeri, Zeugma örneğinde olduğu gibi, bu mirasın “tehdit altında” olmasıdır. İyi ki Zeugma sular altında kalmadan çok önce Lüksemburg’daki, “Institut Superior de Technologie”nin Elektrik Mühendisliği Bölümü[45], arkeoloji ile teknolojiyi “Zeugma" projesinde buluşturarak, bölgeyi tüm özellikleri ile dijital ortama aktarmış. Daha nice Zeugma’lar var... Bu noktada, doğal ve kültürel çevrenin bir arada korunması için son on yıldır Türkiye’nın  7 bölgesinde çalışmalar yürüten Çekül Vakfı’nın, bu bağlamda dijital ortama hızla geçirilmeyi bekleyen önemli ve zengin bir bilgi/belge arşivi oluşturduğunu hatırlatmakta yarar olabilir. [46]

 

 

6. Sonuç

 

“Web’de Kültür Sanat” yazılarının bir yıllık dökümü tablosundaki[47] web adreslerinden de görülebileceği gibi, Türkiye’de de “İngilizce” eksikliğinden dolayı büyük çoğunluğu Türkçe, ama gerek kullanılan teknoloji, gerek içerik  açısından, Avrupa standardlarında çalışmalar çoktan gerçekleştirilmiş bulunmaktadır. Ama Türk aydınları, bilim, kültür ve sanat çevreleri, kendilerini dünyaya taşıyacak bu dönüşüme bilfiil destek vermelidirler. “Teknoloji-özürlü”lüğü sempatik bir aydın özelliği gibi gösterip,  bildiklerini  onlara ihtiyacı olan genç kuşaklarla paylaşmaktan geri durmamalıdırlar[48]. Aksi halde ister Avrupa ile, ister dünya ile ilişkilerimizde, aslında istemeden ortaya çıkan “iletişimsizlik kültürü”nü kırmak, aksi halde “halk bunu istiyor” diye kültür sanat içeriğini dolaşımdan kaldıran kitle kültürü tacirlerini engellemek zorlaşacaktır. Galiba, burada Sözü Enis Batur’un, 4 Kasım 2001 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki “Okuma Lambası” köşesinde yayınlanan  “Internet ve Edebiyat” başlıklı yazısındaki şu giriş ile bitirmeli:

 “Pek çok alana olduğu gibi, kültüre ve edebiyata da yeni boyutlar, olanaklar getirdi Internet. Bu yıl içinde şiir, müzik, sanat, kütüphane, üniversite sitelerini kolaçan ettim biraz; bire bir yararlanabileceğim başvuru kaynaklarının bir bölüğünü saptadım, ayırdım; yaratıcı etkinliğin ağır bastığı kimi ortamları belli aralarla ziyaret ediyorum; bir iki ‘interactive’  bölgeyle de tanışma fırsatım oldu: Şüphesiz bir internet uzmanı sayılmam... bu durum, internetten yararlanmanın; internet ortamı için kimi işler yapmanın getirilerini hafifsememe yol açmıyor, nasıl yol açsın: Tavşan dağa küsse ne olur?”

 

 

Kaynaklar



[1] Gerry McGovern,CEO of NUA, “Egovernment: Epublisher”, Nua White Paper, February 2001, Irlanda. Bu yayına Nua web sitesinden ulaşılabilir:  http://www.nua.com

 

[2] Douglas Kellner, "Critical Theory Today: Revisiting the Classics" , http://www.uta.edu/english/dab/illuminations/kell10.html

 

[3] Viviane Reding, Eğitim ve Kültürden sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesi, “The role of the European Community in creating the knowledge and information society”- Speech-01/108  Konuşma metni, Bonn Üniversitesi, 7 Mart 2001  –http://europa.eu.int/comm/education/index_en.html  ve “10-11 May : First European eLearning” Brüksel Zirvesi konuşması –“e-Learning” zirvesi hakkında ayrıntılı bilginin bulunduğu web adresi:  http://www.ibmweblectureservices.com/eu/elearningsummit

 

[4] “E-Europe+” :

europa.eu.int/information_society/international/candidate_countries/ index_en.htm

2003 Eylem Planı (Belgenin 2001 Haziran’ında yayımlanan *pdf formatındaki tamamı için): http://europa.eu.int/information_society/eeurope/news_library/pdf_files/

 

[5] Türkiye sekretaryası TUBITAK’ın bu konuya ayırdığı web sitesi: http://www.bilten.metu.edu.tr/eavrupa+

 

[6] Dr. Günter Endruweit, “TURKEY AND THE EUROPEAN UNION : A QUESTION OF CULTURAL DIFFERENCE?”, JOURNAL OF INTERNATIONAL AFFAIRS, June-August 1998     Volume III - Number 2,     http://www.mfa.gov.tr/grupa/percept/lll-2/gunter.htm

[7] “Kur'an Yunanistan'da en çok satan kitap”, Hürriyet Gazetesi, 4 Kasım 2001 Atina'da yayınlanan Ta Nea Gazetesi kaynaklı haberde, Kur'an-ı Kerim’in, Yunanistan'da en çok satan kitaplar arasında girdiği, Yunanistan'da iki yayınevi tarafından Yunanca'ya çevrilen Kuranıkerim'in ''Dimiorgia'' yayınevi tarafından yapılan baskısının tükendiği, ''Kaktos'' yayınevinin baskısından ise bir ay içinde 7 bin adet satıldığı belirtiliyor.  Haberde, 1980 yılında Yunanistan genelinde yılda bir adet Kuranıkerim satılırken, şimdi bu sayının günde 500'e çıktığı da kaydedilmiş.   http://www.hurriyet.com.tr/haber/0,,sid~13@nvid~42355,00.asp

 

 

[8] Türk toplumunun kültürel değerleri konusunda Yılmaz Esmer, Prof.Dr. “Devrim, Evrim, Statüko:Türkiye'de Ekonomik, Siyasal ve Kültürel Değerler”,  TESEV web sitesinde yayının özeti:  http://www.tesev.org.tr/projeler/ab.php kaynağına bakılabilir.

Bu çalışmanın bir parçası olduğu ve ilk olarak 1981’de “Avrupa Değerler Araştıması” ile başlayan “Dünya Değerler Araştırması” web sitesi: http://wvs.isr.umich.edu/wvs-fig.html

 

 

[9] David Barchard, “Güçlü Bir Ortaklığa Doğru: Türkiye ve Avrupa Birliği”,
http://www.tesev.org.tr/projeler/ab.php

 

[10] Andrew Duff, MEP, “Turkey and the EU, Learning the Tango”, http://www.andrewduffmep.org/Turkey/Turkey111299.html

 

[11] http://www.worldpaper.com/Archivewp/1998/FEB98/dedijer.html

 

[12] “ELIAMEP” “Joint Program on Turkish-Greek Relations”
 http://www.tesev.org.tr/eng/project.php . Oldukça sistemli çalışan bu grubun yanısıra Türkiye ile AB arasında ortak projelerde danışmanlık ve işbirliği yapmak üzere kurulmuş –“EXANDAS” gibi; http://www.exandas.gr - Yunan danışmanlık şirketleri de kayda değer...

 

[13]    “e-Europe” -“Bilgi Toplumu” (“Information Society”) resmi sitesi: http://europa.eu.int/information_society/eeurope/index_en.htm

Projeye ABD kaynaklı yayın organlarından “ilginç” yaklaşımlar için Bkz: TIME: “e-Europe Special Report” http://www.time.com/time/europe/specials/eeurope/  , CNN: “E-business vs ‘non-of your business?” CNN In Depth Specials E-Europe: http://www.cnn.com/SPECIALS/2000/e.europe

 

[14] Alt başlıklar: Herkesin maddi açıdan karşılayabileceği iletişim hizmetlerinin hızlandırılması ve daha hızlı, daha ucuz internet erişimi, Araştırmacılar ve öğrencilere daha gızlı internet, güvenli ağlar ve akıllı kartlar.

[15] Alt başlıklar: Avrupa gençliğini bilgi çağına hazırlamak, bilgi-tabanlı ekonomilerde çalışmak, bilgi-tabanlı ekonomiye herkesin katılımı.

[16] Alt başlıklar: E-ticaret, On-line hükümet, Online sağlık, Avrupa sayısal içeriği, Akıllı ulaştırma sistemleri, Çevre on-line

[17] E-Türkiye projesi ve “e-Europe+ 2003” eylem planı Tubitak ve ODTܒnün ortak web sitesinde bulunuyor: http://www.bilten.metu.edu.tr/eAvrupa+/

1-3 Kasım 2001 tarihlerinde, İstanbul’da yapılan ve bu projenin de sunulduğu 7. Internet Konferansı’ndaki ( http://inet-tr.org.tr/inetconf7/cerceve.html  ) “E-Türkiye Forum”unda, bazı konuşmacılar, henüz eylem planı yapılmamış projenin tahmini bütçesinin 20 milyar USD olduğunu vurgulayarak,  2003 yılına kadar hedeflerin tutturulması için bir ulusal seferberlik dışında çözüm görmediklerini belirttiler...

 

[18] Avrupa Genel Sekreterliği web sitesi: http://www.abgs.gov.tr/

[19] Bu bağlamda İstanbul Sanayi Odası’nın yaptığı Türkiye’de elektronik sanayi ve bilgi teknolojilerine ilişkin rapor için bkz.:  http://www.iso.org.tr/html/MK elektronik.html

[20] “How Many Online?”, Ekim 2001 itibarıyle, dünya genelinde Internet’e bağlanan kişi sayısı hakkında araştırma: http://www.nua.ie/surveys/how_many_online/europe.html

 

[21]  Patricia Fusco,  “Amerika’da da ISS Kullanıcı Sayısı Karışık”, Kaynak: Türk Internet.com: http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=2925  (Çeviren: Füsun Nebil Sarp). Bu haberde Internet endüstrisinin 2001 sonbaharındaki genel ekonomik yavaşlamadan pek etkilenmediği sonucuna varılıyor.

[22]  IBS tarafından yapılan “Türkiye’de Internet” araştırması http://www.ibsresearch.com/news_display.asp?upsale_id=970&archive=&iday=23&imonth=10&iyear=2001&section=IBSNews

 

IBS yetkilileri, Türkiye’de teknolojiye yatkın -67 milyonluk?- genç bir nüfus olduğunu ve Türkiye telekom sektörünün, olması gerekenin altında performans gösterdiğini belirtiyorlar.

 

[23]  Ethan B. Kapstein, University of Minnesota - Thomas Marten, Worldcom France, “Bridging the Transatlantic Digital Divide” U.S.- France Analysis, January 2001 – Kapstein ve Marten, Fransa’nın “Minitel” ile başladığı elektronik ticaret atağını Internet ile sürdürememesinin ardında, Fransa’nın merkeziyetçi, ABD’nin adem-i merkeziyetçi yönetişim geleneklerinin, biraz da “Fransa’nın Internet’e direnişinin” yattığını ileri sürüyorlar ve Amerika ve Avrupa arasındaki dijital bölünmenin kapatılabilmesi için, ABD ve AB’nin birlikte çalışması gerektiğini, ancak bunun için önce tarafların kendi farklılıklarını yenmesi gerektiğine dikkat çekiyorlar. Yazarlar, ABD, AB ile bir ortak zemin bulamazsa, Avrupa’daki Internet’in giderek “Balkanlaşacağını” vurguluyorlar. http://www.brook.edu/fp/cusf/analysis/digital.htm 

 

[24] Pippa Norris, John F. Kennedy School of Government, Harvard University, “The Worldwide Digital Divide: Information Poverty, the Internet and Development”, http://www.pippanorris.com

 

[25] Clinton yönetimi herhalde ülke tarihinde “ileri teknolojiye ve Internet’e geçit veren hükümet” olarak konumlanacak. BT sektörüyle yakın plan çalışarak, Internet ve hukuk alanında ilk yasaları çıkartan Clinton’un, bu konudaki çalışmaları hızlandırmak için, gerektiğinde Senato ve Temsilciler Meclisi’ne sert çıkışlarda bulunduğu da kayıtlara geçmiş durumda. S-761 sayılı “Küresel ve Ulusal Ticarette Elektronik İmzalar Yasası”nın komisyon tutanaklarında olduğu gibi. Bu yasa ile ilgili bir inceleme ve sözkonusu tutanaklar için bkz.: http://www.tansug.com/dijitalimzayasasi.htm   

 

[26] The Digital Divide Network: http://www.digitaldividenetwork.org/content/sections/partners.cfm Aynı sitenin http://www.digitaldividenetwork.org/content/sections/index.cfm?key=20 sayfasında dijital bölünme konusunda ayrıntılı bir kaynak listesi bulunuyor.

 

[27] “Say No to the EU´s Damaging Cultural Policy!”;

http://www.klys.se/2001/No_to_the_EU-s_Damaging_Cultural_Policy.htm

 

[28]  CORDIS;  http://www.cordis.lu/ist/projects.htm , IST “Information Society Technologies”= “Bilgi Toplumu Teknolojileri”; http://europa.eu.int/information_society/programmes/index_en.htm  ,

EUREKA; http://www3.eureka.be/Home/ , CULTURE 2000; http://europa.eu.int/comm/culture/c2000-index_en.html  (Bu program daha önceki “Ariane”, “Raphael” ve “Kaleidoscope” un yerini alıyor) , CULTIVATE; http://www.cultivate-eu.org/services

 

[29] Avrupa Birliği “E-Learning” projesi hakkında toplu bilgi için: http://www.ibmweblectureservices.com/eu/elearningsummit

 

[30] G. McGovern, op. Cit. Sayfa 2

[31] Gerry McGovern, op. cit. Sayfa 7.  McGovern, “e-Hükümet:e-Yayıncı”  başlıklı bu incelemesinde ABD ve İngiltere (UK)’deki hükümet web siteleri arasında yapılan kıyaslamalarda İngiltere’nin testi geçemediğine değiniyor.

 

[32]  id. Bölüm 3.2. “Information Literacy” Sayfa 5.

 

[33] Bu konuda bir örnek; Macaristan’da “Central European University”nin akademisyenlere yönelik bir yaz okulu formatında hazırlanan “Digital Literacy For Open Societes” kursu. Web adresi:

http://www.ceu.hu/sun/SUN%202001/Descriptions/digital_literacy.htm

 

[34] Dipnot No:39’da sözettiğim “Webde Kültür Sanat” yazıları Tablo’sunda yeralan son yazıdan bu yana Türk web sitelerinde adeta bir patlama oldu. “Okuyan Us”  bu tabloda yer almadığı için burada özellikle sözetmek gereğini duydum. Ekonomik kriz nedeniyle işsiz kalan gazetecilerin yaptıkları web yayını siteleri de kayda değer. Örneğin “Medya Tava” (http://www.medyatava.com ) ve orada yer alan benzer site linklerine göz atılması tavsiye edilir. Son zamanlarda yayına giren kültür-sanat siteleri için: www.webdekultursanat.com .

 

[35] Nitekim, TurkInternet.com tarafından Türkiye’de Internet’in hukuksal düzenlemeleri konusunda CreaWorld’de başlatılan ve Internet ve Hukuk Platformunun doğmasına yola açan forumlara Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Prof.Dr.Sulhi Dönmezer, bazı parlamanterler de katılmışlardır.

 

[36] Tim Berners-Lee. Web’i ilk keşfeden kişi. CERN (the European Particle Physics Laboratory)’de çalışırken, deney sonuçlarını toplayan kitapların işe yaraması için sık sık güncellenmesi gerektiğini, bunun da pratik olmadığını görüp, bilgiyi dijital ortamda ve dünya üzerinde aynı konuda çalışan diğer bilim adamlarının, birbiri ile iletişim kurabilen bilgisayarlarından oluşan bir ağ (=”web”) üzerinde depolamayı akıl ediyor... “WEB”in tarihçesi için Bkz. CERN web sitesi : http://public.web.cern.ch/Public/ACHIEVEMENTS/web.html

 

[37] Bkz. DN-35 http://www.internetvehukuk.org , http://ivhp.blogspot.com

 

[38] Global Internet Liberty Campaign - http://www.gilc.org/

The Public Voice, http://www.thepublicvoice.org/

Center for Democracy and Technology, http://www.cdt.org

Electronic Frontiers Foundation, http://www.eff.org

Global Internet Policy Initiative, http://www.gipiproject.org

Electronic Privacy Information Center, http://www.epic.org

Internet Free Expression Alliance, http://www.ifea.net

İnternet Democracy Project, http://www.internetdemocracyproject.org/

American Civil Liberties Union, http://www.aclu.org

Yaman Akdeniz’in İngiltere’de kurduğu “Cyber-Rights & Cyber-Liberties”, http://www.cyber-rights.org

Privacy International, http://www.privacyinternational.org

Democracies Online Newswire, http://www.publicus.net ,

( Bu girişimin kurucusu Steven Clift’in yayına hazırladığı "E-Democracy E-Book; Democracies is on-line 2.0" elkitabı için:  http://www.e-democracy.org/do )

Türkiye’den bir yeni örnek; Bilişim Cumhuriyeti, http://www.bilisimcumhuriyeti.com

 

[39] Özgür Uçkan, “Bir Kamusal Alan Olarak İnternet ve Yasal Düzenleme:

Sivil Toplum Kuruluşlarının Çalışmaları”, Bildiri, “Internet’in Hukuksal Boyutları” Paneli, inet-tr’2001 -7. Internet Konferansı, Istanbul, 1 Kasım 2001

 

“İnternet, yüz binlerce enformasyon kaynağına anında erişim imkanı sunmakta; özellikle merkeziyetçi olmayan bir biçimde tasarlanmış olduğu için coğrafi sınırları etkisiz kılmakta, dolayısıyla da hükümetlerin denetimini güçleştirmekte; görece kolay ve ucuz erişim imkanı taşımakta; sınırsız enformasyon barındırma potansiyeli bulunmakta; tüm kullanıcıların enformasyon almak kadar iletmesine de izin vererek etkileşim boyutunu güçlendirmekte; yine etkileşim imkanı sayesinde kullanıcıların başka iletişim ortamlarına kıyasla çok daha fazla denetim sahibi olmalarını sağlamakta; belirli bir teknik altyapıdan (kablolu, kablosuz) ya da işletim platformundan (windows, linux vb.) bağımsız olarak işlevini yürütebilmektedir.

 

Tüm bu nitelikleriyle internet, başlangıcından beri sosyal bağlantı imkanını canlandırmış ve ‘sanal topluluk’ kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Howard Rheingold (*), ‘sanal topluluk’ kavramını, ‘siberuzayda kişisel ilişki ağları oluşturmak için yeterince insan yeterince insani duyguyla yeterince uzun bir zaman kamusal tartışmalar üzerinde yoğunlaştığında net üzerinde doğan toplumsal biraradalıklar’ olarak tanımlamaktadır.”

(*)Howard B. Rheingold, “Virtual Communities: Homesteading on the Electronic Frontier”, Addison-Wesley, 1993, sf. 5 (internet yayını: http://www.rheingold.com/vc/book/) Bildiri için Bkz. http://ivhp.blogspot.com

 

[40] OSI (Open Society Institute) Strateji Toplantısı: Bilgilenme Hakkı ve Devlette Saydamlık (17 Eylül 2001), TESEV Bülten, http://www.tesev.org.tr/bltn/t4.html

[41] Avniye Tansuğ, “Web’de Kültür Sanat” Yazıları, 2000-2001,

Internet’teki nitelikli kültür sanat kaynaklarını sürekli araştıran bu bildirinin “müellif”i, yakın bir geçmişe kadar kültür ve sanata hergün bir tam sayfa ayıran bir gazetede, “Web’de Kültür Sanat” başlığı altında haftalık yazılar yazıp, bulduklarını okurlarla paylaşıyordu. Güncel etkinliklerle de paralellik kurulan 42 adet yazının konu başlığı, her yazıda verilen verilen web adresleri  ile değinilen konuların dökümü bir tabloda özetlenmiştir.  Tabloda yer alan yaklaşık 300 dolayındaki web sitesinin yanlarındaki kısaltmalarda, bu sitelerin hangi ülkede yapıldığı belirtilmiştir. Bkz. http://www.webdekultursanat.com

 

[42] Bkz. “Leonardo’nun Atı” http://www.milliyet.com.tr/2000/08/19/sanat/san03.html - Aynı konunun daha ayrıntılı işlendiği bir versiyon için  Milliyet Sanat Dergisi, 1 Eylül 2000 sayısı, At için kurulan vakfın sitesi: http://www.leonardoshorse.org/

 

[43] A. Tansuğ, "Görünmez Adamın Heyecan Verici Sitesi" ve ardındaki adam;

Stéphane Martin ile bir sanal röportaj”,  Milliyet Sanat Dergisi- 1 Mart 2000 sayısı Görünmez Adam’ın sitesi: http://www.multimania.com/times250  H.G.Wells’in kahramanından yola çıkan Martin, aslında bu içerikle siteye çektiği izleyiciye, tablolarını gösteriyor.

 

[44] 1985 Istanbul’un bazı tarihi bölgeleri | 1985 Göreme ve Kapadokya’da bazı kiliseler |
1985 Divrigi Büyük Cami ve hastane  | 1986 Hatuşaş | 1987 Nemrut Dagı |
1988 Xanthos-Letoon | 1988 Hierapolis-Pamukkale | 1994 Safranbolu | 1998 Truva antik kenti - http://www.unesco.org/whc/toc/mainf15.htm

 

[45] A. Tansuğ, 3 Haziran 2000 - "Zeugma Hakkında Bazı Bakış Açıları - http://www.milliyet.com.tr/2000/06/03/sanat/san08.html

 

[46] ÇEKÜL:  http:www.cekulvakfi.org.tr . Vakfın gündemdeki etkinkileri, http://cekul.blogspot.com  adresindeki yayından izlenebilir.

 

[47] A. Tansuğ,  http://www.webdekultursanat.com , Nisan 2000- Şubat 2001- Web’de Kültür Sanat Yazıları İçerik Analizi

 

[48]  İrfan Erdoğan, “Savaş Endüstrisinin Bilgisayar Şebekesi Internet ve İletişimin Kontrolu”, Bilim ve Ütopya Dergisi, 1995, http://media.ankara.edu.tr/~erdogan/internet.htm . Akademisyen İrfan Erdoğan “Communication Studies” başlıklı web sitesinden ( http://mimas.campus2.ankara.edu.tr/~erdogan/ ) hemen bütün inceleme, makale ve görüşlerini öğrenci ve izleyicileriyle paylaşıyor.